2 Nisan 2014 Çarşamba

"hayatım sadece uzun bir intihar"

-"ben bugün bunu öğrendim. sanırım."

-hmm bunu sevdim. konuşması hangi cümleyle bitiyorsa, en güzeli hep o cümle oluyor zaten. susup birbirimizi denediğimiz anlar oluyor mu? oluyor galiba. ama önemli değil. o son cümle saplansın beynime hep. "evet" mührünü böğrüme vursun.

léo malet'in 'kara üçleme'sinde leş gibi kara duman tüküren bacalarla "süslü" diye tasvir ettiği sokaklarda geçiyor gibi ömrüm. her sokak bir cinayete gebe. her kadın, bacaklarının arasında ölü tohumlar taşıyor. her erkeğin gözünde zom olmuş bakışlar. bu binaların ilerisinde çiçeklerle süslü evini görür gibi oluyorum.

ne gelmek kolay, ne geldirebilmek.

-evrendeki her şey, hastalıklı bir zihnin yansımasından öte değil. güzel bir evden dışarı çıkmak ile, zindandan çıkmak arasında hiçbir fark yok. kumsalda, gecenin karanlığında gökyüzüne bakıp neyi hayal ediyorsa "özgür" insan, zindanaki tutsak da aynı şeyi hayal ediyor. sonra sen çıkıyorsun karşıma ve evrenin başlangıcından dünyanın sonuna kadar gidiyoruz gelişine cümleleri ortalayıp. ne bir virgül durup düşündürüyor, ne bir nokta kesiyor yolumu. gözlerim hiçbir uyarı levhasına aldırış etmiyor. nefessiz, doldizgin ilerliyor gibi hissediyorum çoğu zaman.

ama bir yerde mutlaka dedikleri gibi, "koşan atlar, hep düşen atları hatırlatıyor"

-vadesi geçmiş bir intihar mektubuna dönüşmemeli güzel kelimeler. ağzımızdan ıslanarak, su içinde dökülmeli-
dökülen o kelimelerde boğulmaya da varım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder